-20 Dereceden Notlar

Soğuk bir gece sürüşünden sonra Bingöl-Erzurum arasında uyumak için müsait bir yere park ettik. Etraf karlı ve hava da oldukça soğuktu. Sprinter’ım dış ortam sıcaklığını söylemiyordu, ama hava durumu tahmin sitelerinden -20 dereceye yakın olduğu anlaşılıyordu.

Yol boyunca çalışan kalorifer sistemi, yaşam alanını da ısıtmış yaklaşık 20 dereceye kadar çıkarmıştı. Elektrikli battaniye ile de yatağı ısıtmış her yer sıcacık olmuştu. Dizel ısıtıcıyı hiç açmadan sabaha kadar hiç üşümeden güzel ve kesintisiz bir uyku sonrası yeni güne başladık.

İlk fark ettiğimiz şey musluğun çalışmaması oldu. Suyumuz vardı, pompa çalışıyordu ama su akmıyordu. Tank içeride olmasına rağmen su donmuş ve bu yüzden akmıyormuş. 🙂 Sonra hemen içme suyumuza baktık, nee o da donmuş! Bir an kahvemi kar eriterek mi yapsam diye düşünürken, buzdolabı imdadımıza yetişti. Neyse ki buzdolabı var ve içindekiler henüz donmamış.

Her şey yolunda, midelerimiz mutlu hareket etmeye doğru hazırlandık. Marşa bastım ve hiç uzatmadan güzelce çalıştı. Motordan korkunç sesler gelse de bunun normal olduğunu biliyordum, yavaş yavaş yağlama yapacak ve kendine gelecekti.

Ben de motor ısınırken sakallarımı keseyim, zamanı değerlendireyim dedim. Buzz gibi havada sprinterın aynasına bakarken, motor birden stop etti. Hasssk! Bu hiç normal gelmedi, ne oldu şimdi yeaaa diye sakalımın yarısını düzeltemeden içeri girdim. Bir daha marşa basayım dedim ama tık yok. 🙁

Hemen koştum öne, kaputu açtım. Etraf mazot olmuş, enjektöre geri dönüş hortumları kaçırmış hep. Tutup yukarı çekince hemencecik de yerlerinden çıktılar. Oringler öyle bi sertleşmiş küçülmüşler ki, sıkı sık oturan valfler koruyucu klips olmasa kendiliğinden yuvasından çıkacak.

İlk iş eldeki imkanlarla sızdırmazlık için geri dönüş hortumunu onardım ve tekrar yuvalarına takıp sıkıca sabitledim. Bir yandan da aşırı soğuk var, bu işlemleri 5 dakikada bir ısınma molası vererek yapıyorum. Eller bir noktadan sonra işlevini yitiriyor, bi civata bile tutamyorsunuz. Kalın bir eldivenle de çalışılmıyor, Allah’ım ne zordu metal klipsleri dar alanda takmaya çalışmak. Hava sıcak olsa hiç sorun değil, üşenmeden uğrşılır takılır, ama parmaklar uyuşunca dikkat gerektiren işler aşşırı zorlaşıyor.

Neyse başardım ve takabildim tüm enjektör dönüşlerini de. Sonra sızan mazotları da güzelce temizledim. Temizlemenin sırası mı demeyin, tekrar mazot sızacak mı anlayabilmek için temizlik gerekli.

Her şey tamam! Kendimden emin, “sorunu nasıl da tespit ettim” diye kibir seviyem yüksek halde koltuğa oturdum ve marşa bastım. Yüzümün aldığı hal dramatikti, ama napalım, düştük bir kere. Kolay çalışmayacak bu çocuk belli…

Marş almayınca (sadece tık sesi geliyor). “Ben bu marş motorunu değiştirmemiş miydim yaaa, yoksa orijinal valeo değil miymiş!” Oflaya puflaya marş otomatiğini manuel çalıştırmak için kaputu tekrar açtım. Evet marş motoru şimdi döndü, takılmış herhalde ya da otomatik donup takılı kalmış? 😀

Marş motoru döndü dönmesine ama, motor ateşlemiyor bir türlü. Uzuuuun uzun marşa basıyorum, çünkü bizim araçlarda elektrikli mazot pompası yok. Boşalan mazotu, krankın dönmesi ile çalışan düşük basınç pompasının emiş yaparak yakıtı çekmesi ile geri getirebiliyor. Bunun için de yakıt yüksek basınç pompasına gelene kadar uzun uzun marş yapmak gerekiyor.

Öhhhh ne marş bastım ama! Neyse ki marş motoru da akü de yeni. Akü valla kralmış, o soğukta uzun marş kolay değil. Marka merak edenlere Yuasa 105ah. Karadağ’dan 100 euro’ya almıştım geçtiğimiz yaz. Marş motoru da biraz önce dediğim gibi Valeo marka. Fakat bu motor çalışacak gibi görünmüyor. Aklıma sensör arızası olabileceği geliyor, ama tek tek test etmek gözümde büyüyor valla. Ya kızdırma bujilerine bir şey olduysa diyorum, hemen cevap geliyor, “öyle olsa ilk marşta çalışmazdı” diyor sol omzumdaki küççük alp.

Kara kara hangi hamleye kalkışsam diye düşünürken, birileri geçiyor hemen koşuyorum. “Abe soğukta aracınız çalışmayınca napıyorsunuz” diye soruyorum, abi tırcıymış deponun altında ateş yakıyormuş. OHA 😀 Tabii oların deposu metalden, ama sprinterın plastik. :/ Altına ateş yakma fikri hiç kafama yatmıyor. Filtreleri donmuştur, sıcak su dök diyorlar. Çok mantıklı geliyor valla bu fikir. Yaklaşık 3 litre su ısıtıp, kahve demleme kettleı ile barista gibi su dökmeye başlıyorum. Dairesel hareketlerde yakıt hattını bir güzel ısıtıyorum, ohh mis! Birazdan çalışacak herhalde diyip gülümseyerek son suları da döküyorum.

Hayyyydi bakalım gelsin bi marş daha. OMG! o da ne akü can kaybediyor, offff tam da sırası, o kadar da övdük Yuasa falan. ama suçu yoktur bea, -20’de saatlerdir marş basıyon, içinde amper mi kalır akünün?! Neyse ki bi kurtarıcım daha var, taaa Avustralya amazon kampanyalarından yakaladığım ve sevgilimin söylene söylene getirdiği bi bavul dolusu ekipmanlarından biri olan Noco jump starter! Hhahah işe yarayacağını biliyordum, tam bi kötü gün dostuymuş hemen bağlıyorum aküye, açıyorum aleti, ohh full seviye dolu. Tamam şimdi alacak marşı diye yine gülümsüyorum. :))))) ama zamanın aleyhime işlediğini, az önce mazot filtresine döktüğüm kaynar suyun buz parçacığına dönüştüğünü görünce anlııyorum ve yüzümdeki gülümseme kısa sürüyor.

Hay allah, vira bismilah diyor bi marş daha basyorum. Pehhh yine yok… Depodaki mazotu hortumla çeksek, kaynatıp geri döksek diye bir fikir geliyor. Sol omuzdaki gecikmeden hemen cevabını veriyor, “olllmaaz içerisi mazot kokar, düdüklüyü de kirletemezsin…” Ah be abi tüm tuşlara basıyorum, sabahtan beri uğraşyorum güneş gidiyor, harbi soğuğun gelmesine sayılı dakika kalıyor. Hayııııııııır gece burada kalmak istemiyorum, yaşam aküsü de zayıf, Yılkar ısıtıcı da çalışmazsa zıçarız diye iyice karamsar hikayeler geliyor. 🙁

Son bi tuşa daha basıyorum ve balata spreyi koklatıyoruz hava filtresi hortumunu söküp. Marş basıyorum, krank dönüyor veeeee ateşleme nihayet başlıyor. Spreyi hemen kesiyoruz, noooolur diyorum çalışmaya devam et diye yalvarıyorum bizim çocuğa. Sağ olsun o da takır tukur sesler çıkara çıkara çalışmaya devam ediyor. Her geçen saniye sesi daha da güzelleşiyor. :)))

Her şey yolunda valla, yılbaşına 5 saat kala nihayet hareket edebiliyoruz ve Erzurum’a doğru karanlık ve buzlu yollarda Ahmet Kaya dinleyerek devam ediyoruz.

Yeni yılın ilk sabahı güneşli. 🙂 Marş hızlıca krankı döndürüyor, enjektör geri dönüşleri temiz…

Alp Mor
Motosiklet selesinde dünyanın farklı noktalarından yol arşivi rehberi için görsel içerikler toplayan, sekiz yıldır türlü memleketlerde sayısız maceraya atılan, kendini toprağa ve doğaya adamış bir göçebeyim. 2020 mayıs ayından bu yana hem seyahat ediyor hem de koltuk kılıfına kadar kendi yaptığım karavanımda yaşıyorum.